Belki de Doğru Yanlışlanan Neydi? Rastgeleliğe Yaklaşımımın Aynadaki Yansıması
Bazen en büyük öğrenme deneyimleri, en çok üzerinde durduğum şeyin tam tersinde gizlidir. Oysa ben, bir grafik tasarımcı olarak bilinçli bir düzen arayışındaydım. Kaosun içinde bile bir sonraki kareyi, mükemmel kompozisyonu ya da sürdürülebilir algoritmayı bulmanın bir yolu olduğuna inanıyordum. Bu inançla, "rastgelelik" denen o uçuşan konuya yaklaştığımda, her şeyi kontrol etme çabamın beni nasıl bir döngüye soktuğunu fark ettim.
Bu seride, rastgeleliği bir problemden çok, çözülmesi gereken bir şifre gibi ele aldım. Sanki her rastgele nokta, ulaşmam gereken o büyük bilinçli noktaya dair bir ipucu veriyordu. Sanki doğanın kendisi, bana gönderdiği bu düzensiz girdilerle bir formül sunuyordu. Ve ben, o formülü çözmeye çalışıyordum; onu manipüle etmeye ve benim kontrolüm altına almaya.
Bu çok büyük bir kibir, değil mi?
Benim gibi sürekli düzen arayan zihnimiz için bu süreç bir tür mühendislik görevi haline geliyor. Bir mühendisin kontrol edemediği bir değişkeni bulup sistemi ona göre yeniden ayarlaması gibi. Oysa nefes alma eylemi bile, bu kadar akademik bir incelemeye muhtaç değil. O sadece varlık.
Geçtiğimiz aylarda, bilinçli olarak rastgelelikten bir düzen çıkarma pratiği yaptım. Dijital girdiler, yazılım süreçleri… Her şey bir hedef doğrultusunda ilerlemek zorundaydı. Bu, zihinsel olarak beni çok yordu. Sanki ben de o gürültülü verinin sahibiydim ve onu sessizliğe uğratmalıydım.
Sessizlikteki Yanlış Algı
Ve sonra, o büyük dinginliği aramaktan vazgeçmeye başladığımda, gerçeğin yüzeye çıkışı oldu.
Benim "rastgele" dediğim şey, aslında doğanın kendi ritmidir; bizim ise onu aceleyle bir anlam yükleme çabamızdır. Bir fotoğrafın kompozisyonunu mükemmel kılmak için uğraşırken, bazen en iyi kareyi yakalamak için gereken şey, o anlık değişimin sadece olmasına izin vermekmiş. O direnç göstermemekmiş.
Bu, sadece tasarım veya kodlama ile ilgili bir ders değil. Bu, bedenimle yeniden kurduğum en temel anlaşma oldu: aceleye gelmeyen her şey vardır.
Bazen bir nefes alıp vermenin amacı, o nefesin sonucunu mükemmel bir ritme oturtmak değildir. Bazen amaç, sadece onu yaşamaktır. O nefes dediğimiz şey, vücudumuzun bize sunduğu o doğal akıştır. Bizim görevimiz onu yargılamak, üzerine bir anlam yüklemek ya da onu mükemmel bir formüle oturtmak değilmiş. Görevimiz, sadece orada olmaktır.
Bu farkındalıkla, o kontrol etme ihtiyacım azalmaya başladı. Sanki uzun süre gergin tuttuğum bir kas gevşedi ve vücudum, kendi doğal ritmine geri döndü. Bu benim için bir tür teknik zirve değil; daha çok, eve dönüş gibi oldu.
Eğer siz de benim gibi sürekli bir sonraki en iyi kareyi, en kusursuz çıktıyı yakalamaya çalışıyorsanız; belki de bu seferki "rastgele" deneyiniz, yalnızca var olma izni istemenin dinginliğini bulmakla geçiyor olabilir. Acele etmemek, en kapsamlı tasarımdır sanırım.