Nefesle Şekillenen Anlar

Geçmişteki Bana Bir Mektup: Acele Etme Sanatı

Sevgili Genç Ruhum,

Bu satırlara yazarken bile üzerimde ince bir huzurun dans ettiğini hissediyorum. Şu an bulunduğum bu dinginlik, o zamanlar zihnimi kemiren telaşın tam tersi bir hal. Eğer bu mektup sana ulaşsaydı ve o kaosu, aceleci ruhunu yakalayabilseydi, belki de şu anki dinginliğimizi binlerce küçük nefesle kazanmış olurduk.

Şu an yaşadığımız o büyük şehir, İstanbul; her daim bir hareketlilik, sürekli bir varış noktasına yetişme telaşı. Ve ben de o çağın akıntıya kapılmış, her kararın, her karşılaşmanın büyük bir amaç taşıması gerektiği yanılgısına tutunmuşum. Her şeyin mükemmel bir senaryo gerektirdiğini düşünüyordum sanki. Sanki her nefes bile, bir sonraki büyük maceranın habercisi olmak zorundaydı.

Bakınca, o zamanlar en çok yargıladığım şey, bu sürekli "bulunma gerekliliği"ymiş. Oysa hayatın güzelliği, bilinçli olarak o gereklilikten vazgeçmekteymiş.

Durulabilecek Bir Anın Değeri

Hatırlar mısın, o küçük kafede oturup taslağın mükemmeliyetini aradığımız günleri? Sanki o kare, bu hayatın bütününü temsil ediyordu ve onu kusursuz kılmadan bırakmak büyük bir başarısızlık demekti. Oysa o anlarda, belki de sadece kağıda düşen mürekkebin kurumasına izin vermek, nefesin ritmini yakalamak yeterliydi.

Oysa ki, o küçük molalar, aceleye getirmediğimiz o kısa duruşlar, aslında en büyük yaratım alanımızdı. En iyi fikirler, genellikle baskı altında değil; o sakinleştiğimiz anlarda, vücudumuzun kendi kendine konuşmaya başladığı sessizliklerde geliyordu.

Bu yüzden sana şunu söylemek istiyorum, sevgili ben: Bazen en büyük eylem, hiçbir şey yapmamaktır.

Koşturmak güzeldir elbette. Dans ederiz, yol alırız, tasarımlarla dans ederiz. Ama o dansın ortasında bazen ayaklarımızı yere basıp, sadece var olmanın ağırlığını hissetmeye ihtiyacımız vardır. O hissizleşmiş hızla sürüklenmek yerine, kendini bilen bir bilinçle ayaklarının altındaki toprağa kök salmak gibidir bu.

Nefes, Hepsi Bir Arada

Şu an uygulamaya çalıştığım ve senin o yoğunluğunla çarpıştığı şey, aslında en basit olanı: Nefes.

Ne nefes alıp vermenin amacını sorguluyorum artık. Ne de onu bir sonraki büyük adımın sebebi olarak görüyorum. Sadece geliyor, geçiyor. Bir döngü gibi. Senin o karmaşık düşünce ağın bu basit ritme takıldığında, kendini kaybolmuş hissetmene gerek yok. O anı sadece izle. Sanki sen o düşüncelerin dışındaki dingin, sabit gözlemcisisin gibi.

Acele etme. Var olmanın bu basit eylemi, kat kat derin bir anlam taşıyor zaten. O anlamı zorla üretmek zorunda değilsin. Bırak gelsin, kendi halinde olgunlaşsın.

Hoşça kal ve derin nefes al.

Gamze