Rastgele Bir Pikselin Yaşam Hikayesi Gibi
Bu sabah kahvemi hazırlarken pencereden dışarıyı izliyordum. İstanbul’un o tanıdık, aceleci uğultusu vardı altımda; siren sesleri, kornaların o tiz çağrısı, her şey birbirine karışmış bir kaos gibi. Benim bu kaosa karşı koyuşum hep böyle olur; durup, o akışın içinde bir parçası olmaya çalışmak yerine, kendi içsel ritmimi bulurum.
Grafik tasarımcı olarak benim için her kare, her renk tonu bir karar verme sürecidir. Her şeyin ait olduğu bir yeri vardır, değil mi? Bir nesnenin kusursuz hizalanması, bir kompozisyonun mükemmel dengesi... İşte bu yüzden, bazen hayatın bize sunduğu o rastgele dokunuşlar karşısında zorlanıyorum. Her şeyin bir sebebi olmalı, bir nedeni bulunmalı diye takıntılıyım bazen.
Geçtiğimiz hafta üzerinde çalıştığım bir projede bu his çok baskındı. Bir müşterinin son dakika gelen, sanki aceleyle fırlatılmış gibi duran bir görsel dokunuşu vardı. O kadar organik, o kadar beklenmedikti ki, sanki özenle tasarlanmış bir bütünün içine bilinçsizce düşmüş bir damla su gibiydi. Benim ilk tepkim, "Bu nasıl oluyor da buraya girdi?" oldu. Sanki bütün o ince ayarlarım bozulmuş gibi geldi bana.
Oysa ben, bu dokunuşun içinde bir bütünlük hissetmeye başladım. O beklenmedik renk geçişi, o yanlış yerde duran gibi görünen çizgi aslında kompozisyona tam da istediği derinliği katmıştı. Sanki o "yanlış" görünen piksel, tüm tabloya yeni bir enerji vermişti.
Hayat da böyle değil mi? Bazen bilinçli olarak tasarladığımız o en ince ayrıntılar, tam da dışarıdan gelen beklenmedik bir esintiyle hayat buluyor. Bizler, özellikle de kontrolü elinde tutmaya alışmış zihnimizle, bu dış etkileşimleri bir hata gibi görüyoruz. Oysa onlar, melodinin beklenmedik ama kaçınılmaz olan armonileri gibi olabilirler.
Durmak ve Dinlemek Sanatı
Benim için bu dönüşüm, nefese geliyor. Aceleyle tasarlamaya çalıştığım o mükemmel formu bırakıp, sadece nefes almayı denediğimde, zihnimdeki o eleştirel ses biraz olsun susuyor. Tıpkı bir kumaşın gerilmeden, doğal haliyle sarkmasına izin vermek gibi.
Bazen en güzel tasarımlar, o zorla mükemmelleştirmeye çalışmadıklarımız oluyor. Onların varlığına izin vermek; o rastgele gelen girdiyi kucaklamak... işte bu, hem tasarımın hem de varoluşun olgunlaşmış hali sanırım.
Bu haftaki durağımız bu olsun belki de. Eğer üzerinizdeki baskı, her şeyin mükemmel olması gerektiği düşüncesiyse; gözlerinizi kapatın. Bir nefes alın. O rastgele gelen hissi, o mükemmel olmayan detayı bilinçli olarak kabul edin ve sadece onunla birlikte nefes alın. Bırakın, o da hikayenin bir parçası olsun sadece.
#NefesleŞekillenenAnlar